Ana Sayfa Yazarlar 9.09.2020 38 Görüntüleme

TRABZONSPOR’U YAZMAK!

Farkındaysanız uzun süredir Trabzonspor ile ilgili yazı kaleme almıyorum. Çünkü gereksiz görüyorum. Ama yeni bir sezona girilirken, birkaç konuya temas ederek bir yazı yazmayı da kamuoyuna karşı bir görev kabul ediyorum.
Ligin başlamasına sayılı günler kaldı ve tüm kulüplerde olduğu gibi Trabzonspor’da da transfer çalışmaları hummalı bir şekilde devam ediyor. Uzun yıllar öncesinden Ahmet Ağaoğlu’nu kendi felsefeme göre tahlil etmiştim ve hiçbir zaman güven veren bir kişilik olmadığının kararını vermiştim. Bunda hiç yanılmadım.
Ağaoğlu gibi isimlerle Trabzonspor’un geleceği yer, sahada belli oranda başarı ortaya çıksa da, uçurumdur, çıkmaz sokaktır. Çünkü onun ve yönetiminin felsefesi tamamen transfere odaklıdır. Transferi yaparken de yararlılık, verimlilik, uyumluluk esas alınmamakta, popülizm ve ezbercilik hakim olmaktadır.
Ağaoğlu ve ekibi üretmeye, yetiştirmeye, geliştirmeye ve bunun sonucu olarak da hem sahada, hem kasada, hem de marka değeri yükseltmede bir katma değer yaratmayı asla düşünmez. Bakmayın transfer yasağı nedeniyle iki yıl önce devre arasında oyuncu alamadıkları için altyapıdan gelen futbolcuların kullanımı sonucu ortaya 5 değerli cevherin çıkmasına… Sonraki sürece bakın bakalım, gerçek anlamda bir altyapı yatırımı ve ürünü görür müsünüz?
Neyse bu başlı başına bir yazı konusu…
Ahmet Ağaoğlu ve ekibi geldiği günden itibaren yaptıkları transferlerle kulübe büyük ekonomik zarar verdiler. Şu ana kadar 30’un üzerinde isim transfer ettiler. Ekuban, Sorloth, Nwakaeme ve biraz da Erce Kardeşler dışında elle tutulur bir tek isim bulamazsınız. Yani yüzde 10 civarı bir başarı transferde… Oysa bir kulüp transferi yaparken başarılı olacaksa bunda da transferlerin en az yüzde 80’inin çok verimli çıkması gerekiyor.
Ağaoğlu döneminde alınan futbolcuların büyük bölümü, üste para verilerek gönderildi. Ya da gönderilmeye çalışılıyor. Bakın geçen sezon devre arasında Manuel De Costa, Manuel Messies, Badou Ndiaye, Bilal Baseciklioğlu ve Gülherme kadroya katıldı. Bu futbolular ikinci dönemde takıma hiç katkı yapmazken, Ndiaye ve Messies geri gönderildi. Bilal kenarda köşede duruyor. Gülherme ve De Costa ise bedelsiz elden çıkarılmaya çalışılıyor.
Sezon başında alınan Obi Mikel, Suturridge ara dönemde gitti, Avdijaj, Andusiç, İvanildo Fernandes üste para verilerek başka takımlara gönderildi. Fıratcan Üzüm, YusufSarı, Ahmet Cambaz, Gaston Campi, Taha Tunç,Doğan Erdoğan gibi isimler de çok az yarar sağladılar ya da kenarda köşede kaldılar. Bir önceki sezonun transferlerinden Zargo Toure, Vahit Amiri de yine üste para ödenerek kulübün kurtulduğu futbolculardı. Şimdi de yine Ağaoğlu’nun ilk transferlerinden Hosseini de gitmesi istenen isimler arasında….
Yönetimin yeni sezon için yaptığı ya da yapacağı transferleri hiç değerlendirmiyorum bile… Biliyorum ki onların da önemli bir bölümünün akıbeti, son iki yılda alınanlar gibi olacaktır. Çünkü transfer politikası doğru bir felsefeyle ve gerçekçi bir çizgiyle yürütülmüyor. Doğaçlamanın sonucu da her zaman soru işaretidir.
Bu kadar kısa süre içinde, bunca transfer yapıp, sonra bunlar arasında yarısından fazlasına para ödeyip bırakmak bir kulüp için gerçek anlamda bir faciadır. Ağaoğlu, transferde facia politikası izlemekten geri durmuyor ve hala daha yabancı peşinde koşmayı sürdürüyor.
Teknik direktör olarak da Ünal Karaman gibi geçmişi başarısız, Hüseyin Çimşir gibi yardımcılık görevinden öteye geçmemiş iki isimle iki sezonu tamamlayamazken, bu kez de iktidar mensuplarına yakınlığı dışında pek bir anlamı olmayan, hatta geçen sezon geldikten sonra takım içinde ikilik yaratıp,bir de teknik direktörün altını oymaya çalıştığı iddialarına muhatap olan Newton’la bu alanda da yabancılaşmaya bir adım atmış oldu.
Futbol Federasyonunun iktidara göbekten bağlı, AKP’li Cumhurbaşkanının sözünden çıkamaması ve kulüpler birliğine de kul köle olmasından kaynaklı bir tek doğru karar alamaması, ya da aldığı kararın arkasında duramaması nedeniyle tüm Türk futbolu Ferrari hısıyla uçuruma doğru hızla yol alıyor.
Yabancı sayısını azaltma kararını uygulayamayan, küme düşmeyi kaldıran, lisans çıkarmak için geçmişe dair borçsuzluk belgesi mecburiyetini iki yıl erteleyen, MHK’nin başına Şeytan’ın adamlarını getiren Nihat Özdemir yönetiminin politikaları acı ki Trabzonspor başka olmak üzere tüm kulüplerin geleceğinin de çalınmasına vesile olacak gibi gözüküyor.
Benim için temel doğru üretim yapmak, ürettiğini en iyi şekilde kullanmak ve başarıyı yakalarken, ekonomik açıdan da ne bankalara, ne siyasete, ne de bir başka kurum, kuruluş veya kişiye bağımlı olmadan yönetilen bir Trabzonspor’dur. Bu tüm kulüpleri de kapsamalıdır. ama nafile dil döktüğümü de biliyorum.
Bu bağlamda Türkiye’de tüm kulüpler çok kötü yönetiliyor. Bu çok kötü yönetilen kulüpler arasında siyaset, TFF, MHK, hakemler, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Tahkim Kurulu, yayıncı kuruluş, ve medya kimin daha çok şampiyon olması için çaba harcarsa, o kulüp sonuca ulaşır. Elde edilecek şampiyonlukları kulüplerin doğru kadro yapılanması değil, saha dışı güçler belirler.
Bu nedenle şampiyon olacak kulübün başarıyla yönetildiğini kabul etmeyeceğim gibi, küme düşenlerin de kendi kaderini tayin ettiğine inanmayacağım.
Trabzonspor için bu bağlamda son sözüm:
Bindirilmiş bir alamete, gidiyor kıyamete…
Saygılarımla…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

4 Doğru Pas Gol Pozisyonudur

4 Doğru Pas Gol Pozisyonudur


Hazır Site by Uzman Tescil