DOLAR 32,7237 1.38%
EURO 35,1083 0.49%
ALTIN 2.457,512,79
BITCOIN 2144731-0.52962%
Trabzon
24°

PARÇALI AZ BULUTLU

22:35

YATSIYA KALAN SÜRE

Erol Sırrı Yolcu

Erol Sırrı Yolcu

21 Mayıs 2024 Salı

EKONOMİ NASIL KURTULUR ?

EKONOMİ NASIL KURTULUR ?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya Ekonomik krizi 1929 yılında patlak verdiğinde haklın ekonomik durumunu görmek, sorunları çözmek için yönetici ve konusunda uzmanlar ile Atatürk yurt gezisine çıkar.

Doğudan-Batıya-Kuzeyden-Güneye yurdun her ilinde yurttaşları bizzat kendisi dinler.

Aldığı notları ve çözümlerini Başbakan İsmet İnönü’ye ve ilgili bakanlıklara gönderir.

Mustafa Kemal Atatürk tespitler için aracı kullanmadan, halkın ayağına giderek bunları gerçekleştirmiştir.

Elbette bu seyahatte ekonomi dışında, eğitim, sağlık, hukuk gibi birçok konuyla da ilgili sorunları dinlemiş, gerekli talimatları da vermiştir.

Elbette ki çıkış noktası ekonomi idi.

Gördüklerini, dinlediklerini yaptığı çalışmalarını ve de çözümlerine Nutuk yer vermiştir.

Tarihçi yazar Sinan Meydan’ın da Anahtar kitabında yer alan notlarına göz atalım.

Mahsulün az olduğu yerlerde durum iyi değildir. Araziler için alınan vergiler ve borçlar köylüyü, çiftçiyi zora sokmaktadır. Her yerde çiftçiye traktör için “muaf rüsumlu gaz” verilmelidir.

Birçok ilde meydana gelen fare, çekirge tahribatı ve incir kurdu mevcuttur. Mücadele edilmeli, zeytinlikler ve portakal ağaçları hastalıklara karşı korunmalı ve kurtarılmalıdır.

Tütün üreticileri memnun edilmeli. Trabzonluların isteği olan tütün-sigara imalathaneleri kurulmalıdır.

Arazi kayıtlarında anlaşıldığı üzere eksiklik mevcuttur. Çiftçilere yeterli arazi desteği verilmelidir.

Vergi şikâyetleri fazladır. Kanunları yeniden düzenlenmeli, haklı şikâyetleri dikkate alınıp, mali güçlerinin üzerinde vergi alınmamalıdır.

Sürü hayvancılığı koruma altına alınıp, Hükümetin sanayiyi teşvik ettiği gibi hayvancılığı da teşvik etmelidir. Gerekirse bütün hayvan vergisi yüzde elli azaltılmalıdır.

Dokuma sanayiinin ihtiyacı olan makineleri üretecek santral kurulmalıdır. Dikkat: Alınmalıdır demiyor, kurulmalıdır diyor.

Baytar, Orman ve ziraat mühendislerinin maaşları artırılmalıdır.

Emekli, dul ve yetim maaşlarında en çabuk şekilde düzenleme yapılmalıdır.

Köylüler için özel tasarruf tedbirleri alınmalıdır.

İstanbul’da incelemelerim sırasın Rus ithalatının Türk üreticiye zarar verdiğini gördüm. Ruslar çimento, tütün ve şekeri daha ucuza satıyorlar, biz onlarla rekabet edemiyoruz. Bu konu acilen değerlendirilmelidir.

Gümrük işleri düzenlenmelidir.

Ekmek fiyatları kontrol edilemiyor, fiyatlar yüzde yüz artıyor. Çözülmelidir.

İş kanunu çıkartılarak, işçilerin hayat ve hakları, menfaatleri diğer vatandaşlar gibi aynı derecede önemlidir. Gereken yapılmalıdır.

Devletin teşebbüs edeceği büyük sanayi yatırımlardan olan dokunma fabrikaları acele kurulmalıdır. Bu fabrikalar ekonomik durumumuzu rahatlatır.

Uşak şeker fabrikasını gördüm. 5.5 milyon lira borcu var. Hükümet bu milli müesseyi derhal kurtarıp güçlendirmelidir. Dikkat borcu var diye kapatılmalı-satılmalı veya özelleştirilmelidir demiyor. Kurtarmalı-Güçlendirilmelidir diyor.

Petrol işi kısa zamanda halledilmelidir. Madenler işletmelidir. (Çözümlerini de sıralanmıştır)

Devlet gelirlerini artırmak için 12 seneyi kapsayan bir çalışma planı hazırlamalıdır.

Kim diyor? Gazi Mustafa Kemal Atatürk, görevi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı…

Yıl: 1929-1930-1931

Toprakları işgalcilerden kurtarmış, Cumhuriyeti kurmuş, devrimleri gerçekleştirmiş. Fabrikalar kurmuş, köylüyü efendi yapmış, Türk’ün itibarını kazandırmış.

Orman Çiftliğinde, hediye edilen köşklerde oturup rakısını, kahvesini içmemiştir. Halkın ayağına giderek sorunları görmüş, yurttaştan dinlemiş çözümleri bulmuş.

Yetmemiş, şahsi parasıyla banka kurmuş.

Durmamış, 12 Temmuz 1932’de Dil Devrimini yapmış.

21 Haziran 1934’de soyadı yasasının kabulünü gerçekleştirmiş.

Yetinmemiş, devlet ve din işlerinin karıştırılmaması için 5 Şubat 1937 tarihinde laikliği kazandırmış.

Sonuç; Atatürk’ün vefat ettikten sonra 27 Nisan 1939 yılında Ankara’da toplanan “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yedinci hesap yılı hakkında “İdare Meclisi Rapor ve Mürakıplar Raporu”nun dördüncü sayfasında “Memleketimizde umumî vaziyet” ara başlığı altında görülüyor.

“1938 senesi zarfında heyeti umumiyesi dâhilinde ziraatımız iyi bir mahsul almıştır. Sanayi programımızın tatbikine ve kendisini göstermeye başlayan semerelerinin iktitafına devam edilmiştir. Ticaret sahası da daha ziyade bir hareket ve faaliyet göstermiş ve Mâliyemizin irat menbaları daha feyizli neticeler vermiştir. Toptan fiyatlar biraz düşmüş, hayat pahalılığı geçen senekinin hemen hemen aynı seviyesinde kalmış görünmektedir.”

Beşinci sayfasında “Devlet maliyesi” ara başlığı altında ise;

“1938 adi senesine tesadüf eden ilk beş ayın nihayetinde hitam bulan 1937 – 1938 malî senesi 272,2 milyon liralık bir tahsilat yekûnu vermiştir ki, muhammenata nisbetle 41.000.000 lirayı mütecaviz bir fazlalık irae eder. 1938 in son yedi aylık tahsilâtı evvelki senelere nisbetle yine yüksektir.”

Ekonomi böyle kurtarılır…

Devamını Oku

Herkesin Son Sevilme Tarihi Vardır…! Belkide Seninki Geçti

Herkesin Son Sevilme Tarihi Vardır…! Belkide Seninki Geçti
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Geceye geçmiş olsun.

Tara saçını, kes sakalını,

İç ısıtan gülümsemenle, güzelliğini boyalarla örtmeden,

Çık sokağa…

Aynı dili konuşmasan da aksın dudaklarından,

İlk gördüğün canlıya, komşuna, arkadaşına,

Gülerek yüksek sesle uzatarak Günnaydıınn diye bağır.

Sesin duyulsun uzaklardan.

 

Şaşırt inadına selam vermeyenleri.

 

Aydınlansın köhne beyinler.

Ay gibi çıksın ortaya tüm güzellikler.

“Seni seviyorum hayat. Bugün yine çok güzelsin” diye haykır evrene.

Aç kollarını iki tarafına kanatların gibi olsun.

Büyüleyen danslarıyla kar tanelerine eşlik et.

Görenler deli deseler de aldırma.

Uç, içindeki yaşam sevincinle bırak kendini, rüzgâr savursun seni götüreceği yere.

Durduğun yerde, bazı gözlerde hasret, kimi dudaklar da gülümse göreceksin.

Sahiplenecek bir yürekte, kimi dost arayacak.

 

Konuştukça dinleyecek, sustukça hissedecek.

 

Birileri kıskanacak.

Kimileri düşmanlık besleyecek kirli kalplerinde.

Aldırma.

Bırakıp gittiklerine üzülme, yokluğunda değerini öğreneceklerdir.

Tatlı söze kanabilen gönlün, acı söze yanıyorsa kopup gittiklerini dert etme.

Sen onlar için yanmayı göze almışsan demektir ki yüce bir kalbe sahipsin.

En güzel takın yüreğindeki merhamet, yüzündeki kocaman gülümsemendir.

Hatırlayarak ölüyü diriltebileceğin gibi, unutarak diriyi de öldürebilirsin.

Kendine, bu hayat benim diyerekten muzipçe şen kahkahalar at.

 

Mutlu, mutsuz duygularını sustur.

 

Sarılma işini kollarına bırak.

Geçmişi unut.

Ve Gülümse…

Çık gökyüzüne, bulutlarla çarpış, yağmur olup düştüğün toprağa sarıl yeniden filizlen.

Tomurcukların açmaya başladığında,

Konuşmak yerine susmanın,

Yaklaşmak yerine mesafe koymanın,

Beklemek yerine unutmanın,

 

Seni daha az incittiğini öğrenmiş olacaksın.

 

Susmanın güzelliğini muhatabın arifse anlayacaktır.

Yağmurun sesiyle, karların dönerek düşmesini izle.

Şiirle, şarkıyla, tutkuyla sarhoş olmanın keyfini sür.

Rakıyla, şarapla sarhoşluğun zamanın köleliği olduğunu anlayacaksın.

Ağıtı, çığlığı bilirsin, amma önemlisi susmasını da bileceksin.

İyilik yap. Fakat unut.

Gönül fakiri ol. Sevgiye aç kal.

Bilmelisin ki, pahalı eldivenler değil, ellerini tutunacak birisi ancak ısıtır.

O ele sahip olamamışsan, ne kadar zengini olursan gönül fakirisindir.

 

Ömür, yokluğun varlığına sarılacak kadar uzun bir yer değildir.

 

Tek bir kişinin yokluğu, çevrendeki tüm çokluğu hiç yapacaktır.

Yağmur damlaları bir birleri üzerine incitmemek için düşmezler.

Kar taneleri de öyledir.

Sen düşeni eziyor sanırsın, onlar sarılıp güçleniyorlardır.

Bir de unutma, ne olursa olsun,

Kim olursan ol

İster bulunmaz hint kumaşı ol

İster Vazgeçilmez bir lider ol

Herkesin son sevilme tarihi vardır!

O gün gelmişse düştüğün toprağa girmelisin ki kalanlar,

Huzurla, sevgiyle, barış içinde Gün aydın diyebilsinler.

* * *

Devamını Oku

BU KADAR UYKU YETER !

BU KADAR UYKU YETER !
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günün ilk ışıklarını kuş cıvıltılarıyla,
Ter temiz serin nefesini,
El değmemiş yüzünle karşılarsın.
Çekersin havayı derinliklerine kadar.
Bilir misin? Sabahlar, hayatın en iyi halidir.
Ah bir görsen gelmekte olanı,
Ve doğanın uyanışını.
Bitkilerin, börtü böceğin uyanışını.
Tarlası sürenleri, çapa vuran kadınları,
İnekler, keçiler, kuzular, sıpalar,
Yumurtalarını bırakan tavukların uyanışını.
Karanlıkta okullarına giden öğrenciler,
Telaşla işlerine giden işçiler uyandı.
Sen de uyan güzel yurdum,
Bu kadar uyku yeter.
Gelmekte olan bahar geliyor.
Ağaçlar yeşile bürünüyor, çiçekleri açıyor.
Çiçekleri, renkliliği, uyanışı seversin.
Biliriz bir de delilikleri…
Adına yakışır gibi yine yap bir çılgınlık.
İçindeki çocuğu serbest bırak.
Uyan çocuksu güzelliğinle.
Bazı insanlar güzeldir de,
Görünüşleriyle, söyledikleriyle değil.
Olduklarıyla.
Aşık Veysel’in dediği gibi,
“Yüzü güzel olana kırk günde doyarsın da,
Gönlü güzel olana kırk yılda doyamazsın”
Yüz yıllarda geçse doyamayız sana Ülkem.
Doğayla inatlaşma, su akar yolunu bulur.
Bırak akışına.
Coşkuyla akıp giden nehirleri,
Tarlada ki sebzeyi, yeşil yaprakları,
İçilecek suyu, değişen mevsimleri,
Görmek istediğimiz gelecek yılları,
Unutalım yaşanan duyguları, olayları.
İyi, kötü vasıflı, vasıfsız insanları,
Acısıyla tatlısıyla tüm sonuçları,
Kader demek için hadi uyan.
Güzel günler yola çıkmış geliyor.
Nisan yağmurlarıyla barajların dolacak.
Toprağında çiçekler açacak, arılar bal toplayacak.
Sana özel doğa canlanacak…
Yoruldun uyumaktan ay yüzlüm, uyan.
Bilirsin can çekişmeyi, susmaktır.
Susma!
Yorgunum deme.
Gel yüreğimde dinlen,
Kapına çadır kurar beklerim.
Hüzünle değil, huzurla uyan yeter.
Sen dilimde ki türküm,
Yolumun sonundaki vuslat,
İncilerimi akıttığım toprağım,
Gözümden akan sel,
Özleminle yandığım vuslatım,
Sarhoşluğunla uyandığım vatanımsın.
Bahar geliyor, ardından yaz.
Uyan güzel ülkem, bu kadar uyku yeter.

Devamını Oku

BÖYLE BELEDİYE BAŞKANINI KİM İSTEMEZ !

BÖYLE BELEDİYE BAŞKANINI KİM İSTEMEZ !
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Her şey insanı sevmekle başlar. Severseniz bırakamazsın.
Deprem ülkelerinden birisiyiz ya Deprem de bizi sevdi bırakmıyor.
Beylikdüzü halkı da sevdikleri Belediye Başkanını bırakmayacak gibi görünüyor.
O da yurttaşlarına karşı boş değil.
Fakat onun derdi seçim değil, DEPREM!
Gece gündüz nüfusu 420 bini aşan, on mahallesi bulunan ilçesini düşünüyor.
Ve de cepte olanla değil, cebe koyacaklarıyla ilgileniyor.
Afet ve Depremler de yaşanan travmayı, yöneticilerin çaresizliğini defalarca görmüş olması anlaşılan onu geceleri uyutmuyor.
Bir eli çocukların, diğer işlerin üzerinde iken aklı sürekli beklenen İstanbul depreminde…
Dilinde, çalışmalarında hep aynı cümle…
“Beylikdüzü vizyonu yapacağım.”
Deprem sorulunca zembereği kurulmuş saat gibi anlatıyor. Üç aşamada hazırlanıyoruz.
Deprem öncesi,
Deprem anı,
Deprem sonrası.
Birinci aşama için lojistik alanlar. Şimdiden bitirildi. Kentsel dönüşümün ise hızlandırıldığını sağır sultan bile duydu.
Kırılgan konut yapıya sahip şehirlerde birkaç binanın yıkılması dahi kaotik durum yaratabilir. Fakat hazır iseniz çabuk toparlanabilirsiniz. Mehmet Murat ÇALIK Başkan ilçeyi buna hazırlanıyor.
İkinci aşama hasar anında ilçenin hasar durumu. Bu aşama da şehri planlayan vizyonuna teknolojide dâhil etti. Havadan hasarlı yerlerin anında tespitini Kırlangıç HA1 ve Kırlangıç HT1 isimlerini verdiği uçabilen insansız hava araçlarıyla yapacak.
Üçüncü aşama için ise “afet müdahale istasyonları” 10 mahallede kuruldu. İstasyonlarda hilti, aşı dolabı, maske, jenaratör, baret, oksijen tüpü, kesme maskeleri, wc’leri, duşlar, dinlenme ranzaları, güneş enerji panelleri, haritalar, şarj etme imkanı gibi tüm araçlar gereçler gibi iş makinalarının sahiplerinin telefonlarına kadar her şey mevcut.
Bunlar iyi hoş, ya yöneticileri, sistemi uygulayacaklar depremzede olursa ne olacak?
Dert etmeyin, sizin için dertlenen düşünen bir belediye başkanı var. Bunu da düşünerek,
“Nefes birliği” adını verdiği uygulamayı çoktan sisteme ortak etti.
Ortaklık Bornova- Devrek- Beylikdüzü Belediyeleri ile protokole bağlanarak birbirleriyle eşleştirdi.
Bu üç ilçenin hangisinde Deprem veya afet olursa gelecek ekibe referans mektubu bırakılıyor. Geldiklerinde veya gidildiğinde ilk etapta kim ne yapacağını biliyor olacak. Her hangi bir araç gereç getirilmesine gerek dahi yok.
Bitmedi.

Öncelik okullara verilecek. Okullar güçlendirilecek, ailelere ve çocuklara eğitim verilecek ki, çocuklarının güvende olduklarını bilecekler. Bu sayede trafikte yaşanacak kaosu asgariye düşürülecek.
Yani yöneticilerin basiretsizliği çok daha büyük afetleri engelleyecek.
Bunları olabilmesi için şehir kasnağının da sağlam olması gerekiyor. Örneğin Mülkiyet sorunu.
Kısacası şehrin iyi planlaması gerekiyor. Adına “Kentsel planlama” deniliyor. Öyle basit değil. Maliyeti ciddi.

Beylikdüzü öylesine şanslı ki başkanlarının asıl işi bu “ŞEHİR PLANLAYICISI” hadi yine iyisiniz.
Bunu da Çalık Başkan mahalle bazında yapacak. İddialı olduğu bu aşamada için;

“Bu modeli gerçekleştireceğim. Bakanlığın yapmadığını yapacağım. Kimse de engelleyemeyecek. Biz Mimar Sinan’ın torunlarıyız. Gazi Mustafa Kemal’e yaraşır bir kent inşa etmeye çalışıyorum” derken hükümetin tüm engellemelerine rağmen aslında sosyal belediyeciliğin de nasıl yapılacağını söylüyor.
Size bir şey söyleyeyim, Beylikdüzü Depreme Başkan Mehmet Murat Çalık’la hazır görünüyor.
Yurttaşlar “seninle bir daha” demekle haklılar…

Siz var siz çook şanslısınız, böyle belediye başkanını kim istemez?

Devamını Oku

YA OKU YADA OKUYANLARI DİNLE…

YA OKU YADA OKUYANLARI DİNLE…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Gâvur, dinsiz dediklerimiz ‘OKU’ duklarından mezarlıkları boş…

Celal Şengör’ün, “Senin cahilliğin benim yaşamımı etkiliyor.” Cümlesine hadi hak verme.

Eğitime önem vermeyince, okumayanların ülke yönetiminin kilit noktalarında olmasını ‘anlayamıyorum’ demek yanlıştır.

Bu yanlış iyi bir doğru değildir.

Dersimiz felsefe olmadığı gibi öğretmen de değilim. Platon’un ‘Devlet’, Vıctor Hugo’nun ‘Sefiller’ i oku-muşsan anlamışsındır.

Babamın ilkokul karnesinde Felsefe, psikoloji gibi dersler olduğunu gördüğümde şaşırmıştım. Ortaokulda kriz yönetimi diye ders bile varmış.

1955 yılında “Liselerin son sınıfları için JEOLOJİ” ders kitabı olduğunu internette kitap araştırmalarım sırasında görmüştüm.

Bildiğiniz gibi artık liseler de dahi mantık, laiklik dersleri de yok.

Ne mi olmuş?

Okuyalım…

Kriz yönetiminde başarısız olan iktidar, depremzedeleri yerleştirmek için KYK yurtlarını boşalttı.

Üniversitelerde uzaktan eğitime geçildi.

Gençler bilimden uzaklaştırıldı.

Diyanet ise deprem bölgesi hariç tüm yatılı Kuran kurslarında yüz yüze eğitime başlanacağını açıkladı.

Eğitimciler, kararı “Gençler, yetersizliklerini konuşmasın, soru sormasın istiyorlar. Karar politik” diye eleştirdi.

Devam edelim okumaya.

Deprem bölgesindeki çoğu kullanılamaz halde olan PTT yerleşkeleri için PTT Genel müdürü iş başı çağrısında bulundu.

“Hizmetlerimizin bölgede bulunan Mobil PTT işyerleri aracılığıyla yürütülmesi uygun görülmüştür” denildi.”

Okulları kapatırsak, para ile diplomalar dağıtırsak, liselerdeki çocuklarımızı akşam liselerinde sınava tabi tutarsak okumuş-okutmuş olmuyoruz demek oluyor.

Ne oluyoruz biliyor musunuz?

Malzemeyi eksik koyan,

İnsanlara ev değil tabut inşa eden,

Ülkenin hücrelerine kadar işlemiş Cehaleti yerleştirmiş oluyoruz.

Sonuç; eğitimin olmadığı yerde çöküş var olmuştur.

Kentlerde çadırlar, hastaneler, mutfak, wc kurup, köyleri sahipsiz bıraktığımızda,

Kurtulanları, yaşamla mücadele içinde bıraktığımız da,

Binlerce insan göçük altında iken sen yapmadın, ben yaptım yarışına girildiğinde kriz yönetiminden bi habersin demek olur.

Otur! SIFIR…

İktidar, para, rant hırsına, muhalefet oy kazanma kurnazlığına kriz anında devam ediyorsa, dersten değil sınıfta kaldınız.

En acı olan da bir kitapta okumuştum. “Sen iyi bir insansın. Onun için seni çok öldürmüşler. Bu, hep böyledir ” diyordu.

Siyaset böyle devam ettikçe, ‘OKU’madıkça galiba bizler, tekrar tekrar ÖLmeye mahkûmuz…

Lösemi hastası çocuğun tedavi masrafının bir kısmını depremzedeler için gönderdiğini, şehit çocuğunun kendisine bağlanan maaşı bağışladığını duyduğun da ölmemişseniz, aldığınız nefesten utanmalısınız!

Ya Hatay oy Hatay sınırımın bekçisi, Ata’mın kişisel namusum dediği adını “Sınırdaki Ay” koyduğu Hatay!

Sana hizmet getirmeyenler, topraklarına yabancıları dolduranlar şimdi acaba emellerine kavuştular mı?

Harçlığını, kumbarasındaki parayı, maaşını, emekli maaşını, hac parasını bağışlayanlarını OKU-dular ise biz Hatay’a ne yaptık diyebildiler mi?

 

“Önce tedbir, sonra tevekkül” demeyenler her doğal afetten sonra döktükleri timsah gözyaşlarına inanmamızı da beklemesinler.

Neden mi?

Depremler sonrasında bile ranta, talana, israfa, liyakatsizliğe devam edildi!

Yurttaş, bölgeden gelecek iyi haberlere odaklanmışken, seçim iptal edilsin, edilmesin ile gündemi değiştirdiler.

İktidar hiçbir şey olmamış gibi ihalelere, atamalara devam etti.

Bilim insanlarının, “Doğa talanı bitsin” uyarılarına karşın 6 Şubat sonrası deprem bölgesindeki 11 farklı proje için ÇED süreci başlatıldı.

10 kamu ihalesi için girişimde bulunuldu.

Doğru kentleşme tartışmaları arasında mimarlık fakültesine ilahiyat mezunu dekan atandı.

Tam da ülkemizin,

Okullara,

Öğretmenlere,

Bilim İnsanına,

Araştırmacılara,

Medeniyete,

Halkçılığa,

Özgür bireylere,

Aydınlığa,

İhtiyacı olduğuna zaman da…!

Yani; Eğitim, Eğitim, EĞİTİM!

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

error: Content is protected !!