DOLAR 38,1137 0.18%
EURO 42,0543 -0.85%
ALTIN 3.709,46-2,27
BITCOIN 31764501.50063%
Trabzon
11°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Erol Sırrı Yolcu

Erol Sırrı Yolcu

20 Şubat 2025 Perşembe

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR…

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Güneş bulutların arasından nazlıca görünüyorsa yağmur yağmaya, soğuk havalar ile muhteşem kar manzaraları yaklaşmıştır.

Günümüzde böyle havalar insanlara, beton kalitesi düşük sığındıkları evlerinde deprem korkusuyla sokakta ne yapacaklarını akıllarına getirir.

Deprem ise, hükümetin korku politikasından daha önemli olan kendini devamlı hatırlatır.

“Ben, bir günün bir saniyenin, bir ömür olduğunu anladım” demiş ünlü yazar Yaşar Kemal. Nasıl anladığını bilemeyiz ancak, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık bu anlamlı sözü, Gölcük ve 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında konusunda uzman bilim adamlarıyla görüşmelerinden, depremin yoğun olduğu insanların korkusuz yaşadıkları ülkelerde yaptığı incelemelerinden anlıyoruz.

İnsan kalıbıyla, makamıyla değil, kalbiyle insandır.

Trabzon’lu adam boyunun uzunluğuyla, makamıyla değil, içinde beslediği sevgiyle, merhametle bilgisiyle yönettiği, ailesiyle yaşadığı kentin huzurlu olmalarıyla ilgileniyor.

Şükrü ise insanlara hizmet etmek için ülkesine fikirleriyle faydalı olma fırsatı veren yaratanına dua etmek.
Onun için “park açmaktan başka bir şey yapmıyor” diyenler, olmasını hiç istemediğimiz olası bir afet sonrası eminiz ki hayır duası edeceklerdir. Geçmişte söylediklerinden utanırlar mı bilemeyiz. Ancak o hakkını onlara helal edecek kadar yüce gönül olduğunu biliriz.

Beylikdüzü Belediyesinin aylık meclis toplantılarının birinde yapılan eleştiriye, “inanmasanız da, hep aynı yolu yürüyeceğim” cevabında, engellemelere rağmen kararlılıkla yoluna devam edeceğini vurguluyordu.
Şehir Planlayıcısı çalışmıyor diyenlere ise, ‘Dönüşümün öncüsü Beylikdüzü’ sloganıyla kentsel dönüşümü başlatarak güvenli binalarla verdi.

Yetmez dedi.

Dirençli Kent Beylikdüzü olma hedefiyle “Beylikdüzü Afet Yönetim Modeli” projesini, afet öncesi, anı ve sonrası olarak üç aşamada ele aldı. Proje kapsamında değerli dört tesisi taaa 2021 yılında hayata geçirdi. Çamur atanlar uyurken o sahada komşularının rahatını düşünüyordu.
Övünmedi, kibirlenmedi. ‘Ben değil, biz’ dedi.

Malum, söz konusu deprem ve insan. Her türlü afete hazırlıklı olunmalıydı. O ressam titizliğiyle beyaz tuale fırçasını dokundurdu.

Çalışmaların yönetileceği, farkındalık eğitimlerinin verileceği, arama-kurtarma ekibinin yer aldığı ve diğer ilgili kamu kurumlarıyla koordinasyonun sağlanacağı Afet ve Acil Durum Yönetim Merkeziyle başladı.

Olası bir afet sonrasında teknoloji yazılımlı enerjisini kendi üreten, Afet Müdahale ekiplerinin ihtiyaçlarını, konaklama ve depolama imkânını karşılayacak on mahallede Afet ve acil durum müdahale istasyonları kurdu.
Yemek ve ekmek ihtiyacını karşılamak üzere bin metrekare alana Beylikdüzü Mutfak projesini afet anında iki yüz bin kişiye çorba ve ekmek veya günlük on bin kişiye üç öğün yemek dağıtımı yapacak kapasitede planlandı.

“Biz, depremin, fırtınanın olduğu anlarda dahi bu kentin çorbası kaynasın istiyoruz” diyerek kurulan mutfakta günümüzde ise her gün ortalama iki bin beş yüz ihtiyaç sahibine sıcak yemek ulaştırılıyor.

Bitti mi? Hayır.

Kapalı geçici barınma alanı, lojistik depolama merkezi, afet sırası ve sonrasında kentin ihtiyaçlarının karşılanması, gelen afet yardımlarının depolanması, arama-kurtarma ekiplerinin koordinasyonu ve konaklaması düşünüldü. Afet Sonrası Geçici Barınma ve Lojistik Merkezi ile operasyonel tüm ihtiyaçların giderileceği Afet Anı Koordinasyon ve Lojistik Merkezi’ de kuruldu.

Birileri ahmaklara olmayacak şeyleri anlatıyor olabilir. Şehir Planlayıcısı Belediye Başkanı ise her bulunduğu ortamda, davet edildiği TV-radyo programlarında, etkinliklerde tane tane insanlara deprem ve afetlerin önemini anlatarak bilgilendiriyor.

Kime hesap vereceğinin sorumluluğu bilinciyle kentin gerçek sahipleri için çalışıyor.
Birilerini savunmak, övmek veya yer etmek hadimiz değil. Fakaat, çalışanın emeğini inkâr etmeninde kul hakkına girdiğini biliriz.

Demem o ki, gönlü güzel, üslubu zarif, Atatürk’ün yolundaki insanların yok olmasına izin vermeyelim. Dedikodulara değil, yaşadığı yere üst üste taş koyana destek olalım.

Madem hepimiz aynı geceyi yaşayıp, aynı manzarayı görüyoruz. Ormanları değil, beyninize ekilen yanlış fikirleri yakın.

Her geceyi güneş boğar
Ülkemizin günü doğar
Yol uzun da olsa ne var

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR…

Devamını Oku

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.

Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü.

insanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı bir ateş altındaydılar.

Asker teğmenine koştu hemen:

– Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?

‘Delirdin mi?’ der gibi baktı teğmen…

– Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük ihtimal ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!

Ama asker o kadar israr etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.

– Peki, dene bakalım!

Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri; arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtladığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.

Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yı kılmış askere döndü:

– Sana hayatın ı tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş…

– Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.

– Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?

– Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu…

Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için…

Ve, hıçkırarak, şehit olan arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

‘Geleceğini biliyordum!’

Not: Şu Çılgın Türkler Kitabından alıntıdır

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!

Kalbimizde ‘arkadaşlık’ denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladı ğını bilemezsiniz.

Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah’ın bir lutfu olduğunu bilirsiniz.

Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir.

Yüzünüzü güldürüp, başarmanız icin cesaret verirler.

Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.

Bugün arkadaşlarınıza, onlarla ne kadar ilgilendiğinizi gösterin.

Bu yazıyı arkadaş olarak gördüğünüz herkese gönderin.

Devamını Oku

Alışık Değildi, Çekip Gitti

Alışık Değildi, Çekip Gitti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir insanın gelebileceği en yüksek mertebe güvenilir insan olmaktır. Doğan Cüceloğlu.

Söz insana insanda söylediği söze yakışmalı, güven vermelidir.

Güvenmek; sevmekten daha değerlidir.

Bütün dünya sırtını dönse bile sana güvenen, sarılmak için bekleyen biri varsa asla yıkılmazsın.

Anlam veremediği kâbusla uyandı. Tüm odaların camları açıktı. Üzerinde hiçbir şey olmamasına rağmen ter içinde uyanmıştı adam. Ne gördüğünü hatırlamaya çalıştı. Kendini zorladı. Hatırlamadı.

Gözleri açık gardırobun rafında kenarı görünen pembe t-shirte takıldı. Kime ait olduğunu biliyordu. Oysaki her şeyi atmıştı. O an iyi, güvenilir insan diye düşündüğü kişilerin, beş para etmediğini arkasından nasıl hançerlediklerini hatırladı.

Gök delinmiş gibi yağmur yağıyordu. Kendi kendine güldü. Yatağından adeta takla atarak kalktı. Camın önündeki çalışma koltuğuna oturdu. Yağmurun sesini dinliyordu ki, yatakta iken aklına düşen cümlenin öncesinde olanları film izler gibi beyninin içinde izlemeye başladı.

Gecelik ilişkiye girme çabalarını, yalakalıklarını sürekli arayıp mesaj yazarak tekliflerini, bunu yaptıkları kişi onlara da ihanet etmiş her şeyi, mesajlarını göstererek, “senin arkadaşım dediklerin bunlar” diyerek anlatıyordu.

O an duydukları, okudukları içinde rengârenk yeşerttiği güzellikler ve de güveni, çiçeğin solması gibi bir anda sanki kurumuştu.

Babasının, ‘Sen iyi isen karşındaki de iyidir. Sen kötü isen karşındaki de kötüdür’ sözünü toz konduramadığı sevgilisinin yalanlarına kandığı o günlerde unutmuştu. Kabahati gü-ven-miş-ti.

Adam, kendi içinde bulduğu dinginliği, huzuru ve sadeliği hiçbir dış unsurda bulamıyordu. Neden insanlardan uzaklaştığını, neden kendi dünyasında yaşamayı tercih ettiğini daha iyi anlıyordu. Belli ki dışarıda onu anlayan, onun değer verdiği şeyleri görebilen az insan vardı. Hayal kırıklıkları gözünü açtığından beri dış dünyanın renkli ve cezbedici yüzeyine artık kanmıyordu.

Irkımı sordu

İnsan dedim

Dinimi sordu

İnsan dedim

Kıblemi sordu

İnsan dedim

Yolumu sordu

İnsan dedim

Alışık değildi, çekip gitti!

Tıpkı bu dizelerde Aziz Nesin’in yazdığı gibi idi. Atatürk’ü sevmeyenlere yıllarca hizmet etmiş, onlarla düşüp, kalkmış aynı masalarda kadeh kaldırıp, yüzüne, tenine dokunulmasına izin veren o, sonunda güveni bahane ederek kaçıp gitmişti. Doğruları söyleyen, onu korumaya çalışan kişilere alışık değildi. Maalesef, alışık olmayan kıçta da don durmuyordu.

Şimdi varlığı birilerini deli etse de uzaktan gizli gizli izlemelerine kahkahayla gülüyor.

Yağmur şiddetini azaltmış. Güneş bulutların arasından kendini göstermeye başladığını cama vuran yansımasından fark ettiğinde, bir yerler de gökkuşağı çıkmıştır diye aklından geçirdi.

Duşa alıp, tıraş olmalı, kremlerini sürüp, giyinip çıkmalıydı. Gerçekte ise evinde kalıp, kahvesini yudumlarken kitap okumak istiyordu. İşe giden insanları görünce bu düşüncesini defetti.

Sıcak tenine değen soğuk suyun keyfini çıkarırken, insanlar hep bir ayıp ararlar. Cahil insanlar da bunu yayarlar. Aptal insanlar da buna inanırlar. İnsan olan insanlar da; belki bilmediğim bir mazereti vardır der meseleyi kapatırlar diye aklından geçenlerle konuşuyordu.

Her gün sinekkaydı tıraş olurdu. Ayna karşısında kendiyle yüzleşmeyi seviyordu. ‘Bazen kendini ispat etmeye çalışmak, insanın asaletine yaptığı en büyük saygısızlıktır.’ Cümlesi sesli olarak çıkmıştı dolgun dudaklarından…

 

Giyindi. Her sabahki gibi duasını okudu. Yağmurdan eser yoktu. Güneşin sıcaklığını hissetti. Mutlu bir şekilde dikiz aynasına bakarak gülümsedi. Merhaba Ekim, Merhaba yurdumu Cumhuriyet gibi aydınlatan Güneş diyerek yeşil ışıktan hızla geçti.

 

Eylül, yapraklarını döküp gideli çok olamamıştı. İşine doğru giderken yolunun üzerinde ağaçların altlarında kuruyan kahverengi damarlı yapraklar gözüne ilişti. Radyoda bir Eylül ayında sevenlerini bırakıp giden Neşet Ertaş’ın seslendirdiği türkü çalıyordu.

 

GARİP BÜLBÜL GİMİ FERYAT EDERİZ

CEHALET(CAHİLLER) ELİNDE KÜSKÜN KEDERİZ

HEP YOLCUYUZ BÖYLE GELİR GİDERİZ

DÜNYA SENİN VATANIN MI YURDUN MU?

 

Kararı net idi. Kimsenin ne istediğini bilmediği yanıyla, savaşmayacak, kimseye gözü kapalı güvenmeyecek inanmayacaktı.

 

Aracını park etti. Ekim gelmiş olsa da Eylül henüz gitmedi diye aklından geçerken, ‘Olsun, daha Kasım var’ dedi.

 

Karşısına çıkan ilk kişiye mutlu enerji dolu gülümseyerek seslendi. “GÜNAAYDINNNN”

Devamını Oku

Sevmek Diyorum, Herkes Aşk Anlıyor!

Sevmek Diyorum, Herkes Aşk Anlıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan doğduk ama olabildik mi?

İnsanlık, fedakârlığın temel ahlaki değerleri ile ilişkilidir. Ve bir erdemdir.

Psikoloji profesörü Peterson ve pozitif psikolojinin kurucusu sayılan Seligman, insanlığı, tüm kültürlerde tutarlı olan altı erdemden biri olarak sınıflandırır.

Yani insanlık, sevgi, fedakârlık ve sosyal zekâ tipik olarak bireysel güçlerdir.

Gazeteler, televizyon kanalları, sosyal medya hesaplarında her gün insanlık dışı taciz, istismar, insan ve hayvan cinayet haberleri var.

Adam, insanlık Erdemlik ise bunları yapan insan olamaz dedi.

Sonra, insanlıktan çıkmak sadece bunlar değil diye düşüncelerine eklediği sırada yürüdüğü yolda ağaç ve dallardan gökyüzü adeta görünmüyordu. Zemin, kuruyan toprak üzerine düşen kırılmış dallar, kurumuş yapraklarla kapanmıştı.

Sabah saatleri idi. Karıncaları izlerken onlara basmamaya özen gösteriyordu. “Karıncayı sevmeyen insan olamaz” diye düşündü.

Karıncaların çabaları ona bir şeyleri düzeltmek için kendini yıpratışını, gereksiz konuları uzatışını, insanlar kırılmasın diye kendini kırışını hatırladı.

Daldan dala konan Çalıkuşunun nameleri ile kendine geldiğinde, insanların yüreğinin güzelliğinin de Çalıkuşu gibi yüzüne, sesine, konuşmasına, yazdıklarına, yaptıklarına yansıdığını düşündürdü.

Evet, birkaç kez tecrübe etmişti. Sevdiğinin istekleri olduğunda veya olmadığında sesinin, yüzünün, sarılmasının, öpüşünün hatta yürüyüşünün değiştiğini gözlemlemişti.

Birden ürperince o anıları hücrelerinden atarcasına kovdu. O an anladı ki bütün mümkünlerin kıyısında, gerçekler yalandan ibaretti. Gerçek olan sadece sevgisi idi ve o sonsuzlukta yankılanacaktı.

Kendine şunu söyledi.

Kalbini hayatın telaşından arındır ve sessizliğin derinliklerine dal. Gerçek huzur, dışarıdaki gürültüde değil, insanın kendi içinde bulduğu sükûnettedir.

Eğer bir şey seçebilseydim. Yanlış tercihleri, boşa harcanan emekleri ve acıdan başka bir şey vermeyenleri değil, unutmayı seçerdim.

Üzeni üzecek kadar kötü kalpli değilsin, inatla ve ısrarla okumaya devam et.

Biliyorsun ki; Eğitimsizliğe ve cehalete maruz bırakılan toplumlarda ilk çöken önemli unsur ahlaki yapı ve de insanca yaşama şeklidir.

Maalesef sistemli planlı bir şekilde toplumu cahil ve niteliksiz bıraktılar kültürel emperyalizm popüler kültürle toplumu vasatlaştırdı. Ahlaksızlaştırdı. Ve de vicdansızlaştırdı.

Sonuç, kimileri mutsuz, herkes sağlıksız ve kimsenin can, mal güvenliği yok.

Sevgiyi zenginlerin mallarında, mülklerinde, ceplerinde değil, “seviyorum seni” diyenin gözlerinde aramak olduğunu, yıldızı görmek için karanlığı beklemenin manasızlığını aklının derinliklerine kazı.

Ormanlık alandan çıkıp tepede oturduğunda havanın serinliğini hissetti. Haberlerde sıcaklığın düşeceğini, yağmur yağacağını duymuştu.

Güneş, alev topu şeklinde batarken muhteşem görünüyordu.

Kitabına döndü. “Başkaları size iftira attığında, kendinizi doğrulmak için zaman kaybetmeyin! Sayfayı çevirin ve hayatın tadını çıkarın. Çünkü sizi iyi tanıyan insanlar, asla size iftira atmazlar.”

Üzerine düşen yağmur taneleri gibi kişiliğine atılan iftiralardan kurtulmak için nasıl çabaladığını ne dil döktüğünü anımsadı.

Adam, insan Deniz gibidir. Sadece yüzeysel bilinir. Derinliklerinde ne saklar. İçinde ne fırtınalar kopar söyleyemez. Sadece sessizce akar gider diye aklından geçirirken kitabını kapattı. Ve sustu…

Biliyordu ki, susmak aslında müthiş bir çığlıktır.

Ahmet Ümit’e kulak verdi.

Yürek aklın önüne geçiyor.

Sevmek diyorum, herkes aşk anlıyor.

Oysa sevmek diyorum cancığımız,

sadece sevmek.

Uçsuz bucaksız, sınırsız, sorumsuz

sevmek.

 

Yani, umudunu yitirme sakın..

Kûn fe yekûn de. “Allah ol der ve olur”

Devamını Oku

Eylül’ün Hatırı…

Eylül’ün Hatırı…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevdiğinin, ‘Seviyorum’ dediğinin yalan olduğunu anladığında adam kendine şunu dedi.

Üzülme.

Yara aldığın yerden yeşerirsin. Yeter ki iste ve hayata tutun.

Adam zaman buldukça sahile iner denizle dertleşirdi. Yaşanmışlıkları hatırlarken “gerçekten de seviyor olsa idi bana benzemeye başlar, kaybetmemek için bir şeyler yapar şaşırtabilirdi” diye düşündü.

Denizin sakinleştirici gücü karşısında çoktan derinlerine dalmıştı. Dış güzelliğin içten geldiğine inanırdı.

Kimse terk etmek için sevmez, kimse yarı yolda bırakmak için âşık olmaz. Ancak, bazıları menfaatinin bittiği ilk durakta iner.

Erich Fromm gerçek sevgiyi şu cümlesiyle tanımlamıştır.

“Bir insanı, hiçbir sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız. İşte bu gerçek sevgidir.”

Şimdi anlıyor ki, zorlamakla ilişki yürümüyor. Kalp atacak sevgi olmalı.

Bir gün şöyle demişti, aşkta onur, gurur olmaz. Şerefimi dahi senin için ayaklar altına attım. Bunu derken aslında sevginin kusurları yok etmediğini onları da kabul ettiğini ifade ediyordu.

Seviyordu, düğümlenmişti. Başkalarına kör ve sağır olmuştu.

Uçsuz bucaksız bulutlara bakarken, bir bahane bulup aramaları düştü aklına karşılığını görmeyeceğini bile bile arıyor, yazıyorrr, yazıyordu. Aslında çok güzel seviyordu, sevdiceğini.

Özlediğinde aniden karşısına çıkmış, gözlerine bakarak, sen olmayınca yüreğim sıkışıyor kötü bir şey olacakmış gibi his doğuyor içime demişti.

Kadın gözlerini kaçırarak “Bana öyle bakma kötü oluyorum” cümlesinin yalan olduğunu fark edememişti.

Kuruyarak düşen yapraklara basmamak için yürümeye çabalarken Eylül sabahında Sophokles’in sözünü hatırladı.

“Kader, harekete geçmeyen kişiye asla yardım etmez.”

Saatlerce yürüyordu. Her zaman gittikleri mekâna geldiğini fark ettiğinde oturdu.

Dalgaların hışırtıları içinde, “açacağım kapılarımı aşka, sevgiye giren girsin ”diye sayıkladı.

Geçmişte yaşadıklarını anımsadı. Basit bir insana verdiği değeri, değer verdikçe ne şekilde ezildiğini hatasının ise kendini vazgeçilmez sanılma hazzını verdiğine kanaat

etti. O kişilikteki insanın değer gördükçe kendisini de yücelteceğini sanarak hata yapmıştı.

Çünkü o yücelmesini bırak, ayakta durması yerine sürünmesini istemişti.

Bundan sonra kime değer vereceğine dikkat edecekti.

Birinin gidişi diğerinin gelişini hazırladığı gibi bir şeyin bitişi ise diğerinin başlangıç olacağına inanmaya başlamıştı.

Lev Tolstoy, “Sevdiğin insanları kaybetmeye alıştığın zaman, hayatı önemsememeye başlıyorsun” der.

Adam kendine şunları tembihledi.

Unuttuklarımız, unutamadıklarımız var. Bir de unutmaya çalıştıklarımız. Bu nedenle ne gidişlerden kork, ne de bitişlerden.

Kendini eksilterek başkasını tamamlayamazsın. Eğer bunu yaparsan sen, sen olamazsın.

Doğru İnsan, seni hayatla ve kendinle kavga ettirmeyen, seni sana sevdirendir.

Ve Hz Ali’nin sözünü unutma. “Allah seni özgür yaratmış iken başkasının kölesi olma”

Hiç kimseyi, başkalarının anlattığı hikâyelere göre yargılama, dinlediğin şarkılara, izlediğin filmlerle kıyaslama, hepsi o sosyal medyada olmak istedikleri gibi yazılan gerçek olmayan sanal yaşamlardır.

Terleyen yüzünü silerken, Temmuz çoktan bitti. Ağustos da bitecek.. Eylül’de elleri üşüyecek.., Isınmak için el arayacak, bulayamayınca tek suçlu senmişsin gibi sadece sana küfredecek, diyerek ne kadar çok tanıdığının bilinciyle gülümsedi.

Olsun dedi adam.

İç çekerek öyle güzel bir şey olsun ki, tüm kötülükleri unuttursun.

Aracından her an lazım olur diye tedbir için bıraktığı kalemi ve not defteri alarak.

Diğer aylar da güzeldir de Eylül, şiirdir, yazıdır, sanattır.

Hoş geldin Eylül. Sararıp dökülen sadece yapraklar olsun…

Ama insanlık baki kalsın, hep mutlu kalalım…diye yazdı.

Sonra;

Sahi haberin yok tabi.

Bu gece de diğerleri gibi düşlerimde öptüm seni.

Ellerin, ellerini sevdim.

Avuçlarının ayasını kokladım. Öptüm, öptüm.

Bunu niye yazdım diye düşünerek yırtıp tam atacakken, Eylül’ün hatırını düşündü yırtmaktan vaz geçti.

Ve dedi ki kendine;

İnsan ancak sustuklarını duyan biriyle bir ömür geçirebilir…

Devamını Oku
error: Content is protected !!